Cuma , 31 Ekim 2014
Son
Buradasınız: Anasayfa » GENEL » Oscar Wilde – “Toplu Öyküler” Kitap Eleştirisi

Oscar Wilde – “Toplu Öyküler” Kitap Eleştirisi

Önsöz:

Disturbloag’daki yazılarıma başlamadan önce, sizlere birkaç şeyi söylemek isterim. Kısaca kendimi tanıtayım; adım Yunus Kocatepe. Denizli doğumluyum. Yedi yıllık Antalya geçmişimden sonra, şimdilerde tekrardan Denizli’de yaşıyorum. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Ana Sanat Dalı mezunuyum. Arada sırada kitap okumayı severim ve mütevazı bir kitaplığım vardır. Bana gelen teklifle, okuduğum kitaplar hakkında buradan yorumlar yapacağım. Daha çok fantastik kitaplar okurum ama son zamanlarda yelpaze genişledi. Yorumlarımı yazarken de kullanmayı seçtiğim teknik daha çok bir arkadaşıma anlatır gibi olacaktır ve yazdıklarım kendi görüşümü yansıtan şeylerdir. Blogda yazmanın gerekliliği de biraz budur gibi düşünüyorum. Benim fikirlerime katılmazsanız, bu beni pek şaşırtmaz. Okuduğum kitapları daha çok sıcağı sıcağına yazmaya çalışacağım, ama eskilerden beni etkileyen kitaplara da yorumlar yazarım herhalde. Buradan Lovecraft seven herkese selamlar olsun. Herkese huzursuz rüyalar.

Girişi Oscar Wilde’ın Toplu Hikayeler’i ile yapıyorum. Son okuduğum kitap bu olduğu için bununla başlayacağız. Başka herhangi özel bir sebep yok. Haydi bakalım, başlıyoruz.

OSCAR WILDE

TOPLU ÖYKÜLER

Topluoykuler

Sizde de olur mu bilmem, bende genellikle daha önceden başka kişilerden övgüsünü duyduğum kitaplar ya da filmler hakkında pozitif yargılar oluşur. Daha sonradan bu kitapları okuduğumda ya da filmleri izlediğimde (birkaç istisnası dışında, genellikle) büyüttüğüm beklentilerimin altında kalmışlardır. Oscar Wilde’ın Toplu öyküler’i de maalesef ki bu genellemenin içinde. Oscar Wilde daha çok tiyatro türünde eserler yazdığındandan mıdır bilmem, öykü konusunda kendisini pek de başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Bu başarısızlığın gerekçeleri arasında, kitabın okuduğum versiyonundaki çevirinin de etkisi büyüktür. Oscar Wilde, öyküden çok bir masal yazarı olarak çok daha iyi yerlere gelebilirmiş, ancak öykü konusunda diretmesi de yazarlık kariyerinde olumsuz etkiler yaratmış. Keşke başka yöntemler deneseymiş.

Kitaptaki hikayeleri de tek tek incelersek;

Lord Arthur Saville’in Cinayeti

Kitaptaki en başarılı hikaye buydu. Buna bağlı olarak da Oscar Wilde’ın yazdığı kısa hikayelerden en iyisi olduğunu söyleyebiliriz. Spoiler vermeden, kısa bir özet yaparsak; büyük soylulardan olan Lord Arthur Saville, bir gün tesadüfen zamanının ünlü bir el falcısına bir fal baktırır, falcı da Saville’in elinde büyük bir karanlık görür. Kitap bu karanlık sırrın üzerine. Beklenmedik bir yerde biten değişik bir deneme olmuş.

Sırrı Olmayan Sfenks

Kurgu, platonik bir aşk hikayesenin insanlarda ne gibi yanlış anlaşılmalara yol açabileceğinin üzerine kurulmuş. Hikaye bana tamamlanmamış gibi bir etki bıraktı. sanki devam edecekmiş de edilmemiş gibiydi. Çok az da olsa bana Andre Gide’in Isabelle hikayesini andırdı nedense. Pek de alakaları yoktu ama, neyse. Son bir not olarak da; bu hikayenin Sfenks ile ne alakası olduğunu hala anlayamadım. (Sfenks: Antik Mısır kültüründe, başı insan kafası, vücudu aslan vücudu şeklinde olan, kartal kanatlı ve pençeli, devasa yaratık. Daha çok piramitlerin koruyucuları olarak görülmüşlerdir).

Canterville Hayaleti

Hikaye olarak pek başarılı olmasa da konu olarak, Oscar Wilde edebiyatı içinde cesurca bir deneme. Kendisinden önce benzerlerini pek bilmiyorum ama, kendisinden sonrakileri oldukça etkilediğini düşünüyorum. Bu hikayenin Türk edebiyetındanki yansıması, Ömer Seyfettin’in Perili Köşk hikayesidir. İkisi arasında paralellikler görmek mümkündür. Basitçe de konudan bahsedersek, Canterville köşküne yeni taşınan bir aile, köşkün bir hayaleti olduğunu öğrenir. Taşındıkları gün kitap odasında bir kan lekesi bulurlar. kan lekelerini her gün silseler de her gün aynı yerde, aynı şekilde yeniden aynı kan lekesi ile karşılaşırlar. Tabi başka gizemler de var. Biraz polisiye edebiyatını çağrıştırsa da kendi tarzında başarılı sayılabilecek bir hikayeydi. Tabi bu başarıyı, o tarzda daha önceden pek yazılmış hikayeler olmaması koşulu ile başarı sayabilirim. Daha öncesinde bu tarz hikayeler yazılıp yazılmadığı hakında bir araştırma yapmış değilim açıkçası. Kitaptaki en başarılı ikinci hikaye olarak da bu hikayeyi gösterebilirim.

Model Milyoner

İyi niyetli bir insanın şansının ne kadar dönebileceği üzerine yazılmış bir hikaye. Yine Canterville Hayaleti hikayesindeki gibi, öncül sayılabilirse eğer, başarılı olabilecek bir hikayeydi. Evlenmek isteyen, fakir ama gururlu bir gencin, parasızlık yüzünden sevdiği kızın babası tarafından istenmemesi üzerine, iyi niyetinden dolayı beklenmedik bir yerden bir para alması ile şansının dönmesini anlatıyor. Az sonra bir dipnot gireceğim. O dipnotun ilk sinyalleri bu hikayede verilmeye başlıyor.

Bay W. H. Portresi

Willam Shakespare’in edebiyatına ve hayatına uzaksanız, bu hikaye sizin için çok bir şey ifade etmeyecektir. Şahsen ben Shakespare’in birkaç kitabını okudum ve hayatı hakkında çok bilgi birrikimim de yoktur. O yüzden bana pek birşey ifade etmedi diyebilirim. Hikaye, Shakespare hakkında temellendirilmiş bir görüş üzerine yoğunlaşıyor. Bu görüşü savunan ve reddeden iki kişinin tartışması üzerine şekillenmiş ve ilerledikçe hikaye de derinlşemeye başlıyor. Başarılı bir final, ancak başarısız bir hikaye diyebilirim. Finali için okumaya değer mi? Yok, sanmıyorum. Değmez.

Genç Kral

İşte burada bir dipnot girme vakti geldi; kitaptaki hikayeler bu hikayeden sonra hikayeden uzaklaşıp masal olmaya başlıyor. Masalları da daha çok Fabl tarzında ve bu sefer biliyorum ki; Oscar Wilde’ın bu öykülerinin öncül örnekleri var.

Genç Kral, az çok Charles Dickens’ın Bir Noel Hikayesi’nin soft bir hali gibi. Yazılma tarzı, nerdeyse Dickens’ın izlediği yolun aynısı. Kral olacak bir prensin, taç giyme töreni günü gördüğü rüyaları anlatan bir hikaye. Rüyalarında halkının ne halde olduğunu görmesi üzerine girdiği değişim vurgulanmış. Bahsettiğim fabl olayı bu hikayede (masalda) olmasa da, hikaye daha çok masalsı bir hikaye.

Prensesin Doğum Günü

Bu hikaye de Oscar Wilde edebiyatındaki soylu – avam karşılaştırması kurgularının en belirgin örneklerinden birisi. Klasik tarzda, soylular çok kalpsizdir, köylüler çok mutludur tarzı bir hikaye olmuş. Bu tarz hikayeler bana biraz sıkıcı gelir. Bir Prensesin doğum gününde, prensesi eğlendirmesi için tutulan bir cücenin, prensesin kendisine olan ilgisini yanlış anlaması ve ona karşı hislerinin değişmesini ve buna karşı prensesin düşüncelerini anlatan bir hikayeydi. Başarılı bulmadığım bir hikayeydi.

Balıkçı ve Ruhu

Oscar Wilde’ın bu kitabında okuduğum hikayelerindeki en belirgin metafor, kalp üzerineydi. Bir çok hikayesinde kalp metaforu kullanılmış. Kalp hakkındaki en derin hikaye de bu hikayeydi. Hikaye, Bir gün yanlışlıkla bir deniz kızı yakalayan bir balıkçının, deniz kızı ile evlenebilmek için, kendi ruhundan ayrılması sonucunda, ruhunun başına gelen olaylar hakkındaydı. Hikayede bir cadı bölümü vardı, ve atmosfer olarak korku atmosferi başarılı yaratılmış. Bir kez daha bile okuyabilirim o kısmını. Bu hikaye de birkaç teknik eksikliği göz ardı edersek, başarılı bir hikaye sayılabilir.

Yıldız – Çocuk

Yıldız çocuk, özellikle başlarında nedense bana Neil Gaiman’ın Yıldız Tozu romanını anımsattı. İsmi ile mi alakalıdır bilmiyorum. Bu hikaye, bir yıldız kaymasının ardından, yıldızın düştüğü yerde, köylüler tarafından bulunup yetiştirilen bir çocuğu anlatıyor. Çocuk büyüdükçe bencil ve gaddar bir çocuk olur çıkar. Bir gün hayat bu gaddar çocuğa öyle bir ders verir ki, çocuk dünyaya geldiğine(!) pişman olur. Didaktik masalların klasik ders verme ve öğretme amacına en fazla hizmet eden hikayelerinden biri buydu. Bu kitapta da masal olarak en başarılısı olarak Yıldız-Çocuk’u gösterebilirim.

Mutlu Prens

Mutlu prens, bir zamanlar mutluluğu ile ün yapmış olan bir prensin, büyük bir kasaba meydanına dikilen altın heykelinin köy halkından gördükleri karşısında hissettiği duygular üzerine kurgulanmış bir hikaye. Mutlu prens, eğer soylu değil de köy halkından olsaymış, pek de mutlu olmazmış. Hikayelerin pek birbirerini tekrarladığını söyleyemem ama, ana tema olarak nerdeyse kitaptaki bütün hikayeler aynı tema üzerine. Az önce bahsettiğim soylu – avam karşılaşması Oscar Wilde’ın her zaman incelediği konu olmuş. Kalp metaforu, bu hikayede de çok ön plandaydı.

Bülbül ve Gül

Denizli’den olanlar bilecektir; Radyo Deha’da “Gölgede Aynı” diye bir program vardı eskiden. Hala var mıdır bilmiyorum. Orada şuh sesli bir bayan, X Files tema müziği eşliğinde, Tavuk suyuna çorba kitaplarındaki gibi hikayeler anlatırdı. Bu hikaye tam oradaki tarzda bir hikayeydi. Hatta, bu hikayeyi, daha önceden, Osacar Wilde hikayesi olduğunu bilmeden bir yerlerde, bir şekilde duymuştum. Bir genç, kasabanın en güzel kızına aşıktır, ve kız, gece yapılacak olan baloda, eğer genç kendisine kırmızı bir gül getirirse, onunla dans edeceğine söz verir. Genç ne kadar uğraşsa da kırmızı gülü bulamaz. Bu noktadan sonrası Oscar Wilde edebiyatını, daha önceden bahsettiğim fabl tarzına yaklaştırıyor; bahçedeki bütün hayvanlar ve çiçekler birleşip kırmızı bir gül arar, ama bulamazlar. En sonunda, bülbül, bir şarkı söylemesi koşuluyla gül ağacından bir kırmızı gül alabileceğini öğrenir. Ama bu kırmızı güün bedeli biraz ağırdır. Kitaptaki en bilinen hikaye budur, ancak en iyisidir diyemem.

Bencil Dev

Bu hikayede, dev’e ait bir bahçe vardır. Bahçe, oyun alanları ve çok güzel ağaçlarla kaplıdır. Çocuklar bu bahçeyi çok sever. Bahçede oyun oynayan çocukların, devin bir gün geri gelmesi ile çocukları bahçeden kovmasını ve mevsimlerin devin bahçesine küsmesini ve devin mutsuzluğunu anlatır. Dev, yaptıklarına pişman olur. Bir gün yaptıklarını telafi etme şansı bulur ve devin bütün hayatı değişir. Bencil Dev hikayesi, bir açıdan diğer hikayelerinden çok farklıdır; bu hikaye, finalinde dini motifler kullanıyor. Pek beklemediğim için benim için sürpriz olmuştu.

Sadık Dost

Sadık Dost hikayesinden itibaren, hikayeler biraz absürd bir havaya bürünmeye başlıyor. Kitaptaki hikayelerin, kronolojik olarak basıldığını düşünüyorum, ve Oscar Wilde’ın yazdığı son hikayelerde artık denemelerinin daha da tuhaflaştığını söyleyebilirim. Hikaye, yanlış anlaşılmalar ve kasıtlı kullanılan ters anlamlar üzerine kurulu bir hikayeydi. Bu hikaye, diğer masal türlerine göre biraz değişik bir denemeydi. Fabl tarzının en belirgin özelliklerinden biri ile karşılaşmıştım; anlatıcılar hayvanlar; bir kaz, bir fare ve bir kuş, anlatılan hikaye ise iki köylü insandı. Hikaye, Oscar Wilde’ın değişik şeyler denemekten zevk aldığının kanıtlarından. Kabaca hikayeden de bahsedersek; iyi kalpli bir kazın, ters huylu bir fareye, dostluk kavramının nasıl olması gerektiğini, tamamen ters açılardan ele alan bir adamın, dostum dediği kişiye nasıl davrandığını anlatıyordu. Fare de ters huylu olduğu için, dostluk kavramının ters çarpıtmalarını kendisine göre doğru kabul ediyordu. Garip, ama başarısız bir hikayeydi.

Göz Alıcı Fişek

Sadık Dost hikayesi ile başlayan absürdlük, bu hikayede tavan yapıyor. Eğer teorim doğruysa ve hikayeler kronolojik olarak sıralanmışsa, Oscar Wilde, daha fazla hikaye yazmamakla doğru bir karar almış. Bir prensin düğün gününde patlatılacak olan havai fişeklerin kendi aralarında konuşmalarını anlatır. Göz alıcı fişek, diğer fişeklerden farklı olduğunu düşünen, kibirli bir fişektir ve düğünün kendisinin o gün patlatılması uğruna yapıldığını düşünmektedir.

Son olarak, Oscar Wilde, tiyatro eserleri açısından yetenekli ve adını tarihe yazdırmış büyük bir üstad olsa da, kısa hikaye konusunda, pek başarılı olduğunu düşünmediğim bir yazardır. Masal atmosferinden hoşlananan okuyucular için ideal bir yazardır; ancak, isminin ve ününün hakkını veremediğini düşünüyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>